Ne kürekmiş bee…!

Paylaş


Sizlerle Emin Çölaşan ve Bekir Coşkun’un kürek aşklarıyla ilgili bir sırrımı paylaşacağım. Kimseye bir şey söylemeyeceğinizden eminim. Günlerden bir gün Midilli adasının biraz açığında kayığımızla gezerken Bekir Coşkun suya düştü, çok iyi bir yüzücü olmadığı için hemen Küreğimi ona uzattım, Kürekten tuttuğu gibi kayığa çıktı. Nerden tutturdum küreği, artık hep kürekten tutup denizde yüzmeye başladı, hatta ara sıra küreği vermeyince boğulma numarası yapar oldu, Emin Çölaşan ise bu durumu biraz kıskanmaya başladı, neden hep o tutuyor ben tutmuyorum diye. Neyse, Emin Çölaşan’a da tutturmaya başladık, hatta bir süre sonra Emin Çölaşan küreği Bekir Coşkun’dan daha fazla tutmaya başladı. Tam da seçimden bir gün sonra kürek tartışması yaşadık. Bu ikisi kürek mevzusunda kavga ettikleri zaman, ertesi gün köşe yazılarına yansır. Bağırır çağırırlar. Ve geçen hafta yaptığımız son kavgada ben Emin Çölaşan’a bırak küreği hep sen tutuyorsun diye kızınca, morali bozuldu ve bizim kayığı terk etti. Bekir Coşkun ilk başta sevinse de daha sonra çok üzülüp o meşhur yazısını yazdı; “Kürek arkadaşımı dalgalar aldı”

Sevgili Bekir Coşkun, ister kayığı terk et ister etme, ben bir daha Küreğimi tutturmam arkadaş…

Yılmaz Özdil, Kalem, Kalemtraş

Paylaş

Yılmaz Özdil’le geçen anınız var mı diye sormuş; blog sayfamızın müdavimlerinden Yavuz kardeşimiz, olmaz mı. Benim ömrüm Yılmaz, Emin ve Bekir’le geçti. Gerçi Hıncal’la da yaşadıklarımız var fakat onlar pek anlatılacak şeyler değil(+18).

Yılmaz Özdil’in kalabalıklardan neden çok korktuğunu (örnek: %47 kadar kalabalığa korkudan bağırıp çağırması gibi.) başımızdan geçen bir olayla anlatayım. Bendeniz iyi bir Fenerbahçeliyim, Yılmaz da o zamanlar küçük, onu da Fenerbahçeli yapayım diye uğraşıyorum. Dedim ki seni maça götüreyim Kadıköy’e, olur dedi gidelim. Hafta içi Türkiye kupası maçıydı sanırım. Ben biletleri iki gün önceden aldım. Maç günü Aksaray’dan otobüsle Sirkeci’ye geldik, vapurla Kadıköye geçmek için jetonlarımızı alıp turnikelerden geçip vapurun yanaşmasını beklemeye başladık. O kadar çok yolcu varki, bekleme salonunda havasız kalmaya başladık. Sonunda vapur yanaştı, gelen yolcular tahliye olmaya başladı. Tahliye işlemi bitince önümüzdeki büyük sürgülü kapılar açıldı. Bir anda herkes vapura hucum etmeye başladı. Yılmaz küçük, birazda tombalak, kalabalığın içinde yere düştü. At sürüsü gibi herkes üzerinden geçti. Bizim Yılmaz’ın altta kaldığı saniyelerde bazı aletleri ezildi, kırıldı, kullanılmaz hale geldi (gözlük,kalem v.s.). Ben bu olayın onda kaybettirdiklerini daha sonra öğrendim. Gerçi başlarda tahmin etmiştim, fakat yine de düzelir diye düşünmüştüm.

Evet, Yılmaz’ın kalemi kırılmıştı, artık kalemini kullanamıyordu. Onun depresyon halini bir ben bilirim, birde Allah. Burdan ona seslenmek istiyorum; Sevgili Yılmaz, Allah kimine kalem, kimine de kalemtraş olma görevi vermiş, dünya imtihan dünyası, bugün kalemsin yarın kalemtraş, önemli olan kalemtraş olduğunda da bundan keyif alabilmen. Alıyor musun bilemiyorum ama sanırım alıyorsun.İşte bu yüzdendir ki Yılmaz Özdil agorafobi olmuştur.

OKUS POKUS

Paylaş


Deniz Baykal’ın gazete yok etme numarasını gören David Copperfield “Aman Allah’ım, böyle numaralar yaparak bir partinin, hemde azınlık bir partinin başında kalınabiliyor mu ?. Ben dünyalığımı yaptım, nesli tükenmekte olan, her geçen gün azalan bir şeylere ilaç olmak, hayırlı işler yapmak istiyorum. Üste para da veririm, beni partinin başına geçirin, bakın nasıl oylarımız daha da azalacak. Mustafa Sarıgül dünkü çocuk, benim rakibim Baykal, gerçi gazete numarasını nasıl yapmış onuda bilmiyorum fakat yanında ki Küçükköy’de inşaatçılık yapıp paralarını aldığı halde mutfak dolaplarını takmadan bıraktığı söylenen sağ kolundan öğrenirim. O da olmadı uçarım. Kimsesizlerin kimi olur, akepenin sloganlarını çalarım, gidemediği güneydoğuya gider düğünlerde ekstraya çıkarım, Ne iş olsa yaparım, afişimi bile hazırladım, nolur uzatın bi kürek” dedi. Azınlık heyecanlı, cehepe binasının etrafını çöp kamyonlarıyla sarsalar da, david onları iki numarayla yok eder. Sonunda bu ülkede azınlıklarında yüzü gülecek.

ssssssssssssssssssssssssssssssssss