Bravo CeNeNe, sen ne kadar akıllıymışsın öyle…

Paylaş

211231soygun.jpgBugün Davutpaşa’daki feci patlamanın ardından, TV ekranları ve Gazeteciler ilginç görüntü ve hikayeleri aramaya, haliyle reyting peşine düşmeye başladılar. Yalnız aralarında bir uyanık var ki sormayın gitsin.

Aynı anda hem TV hemde radyo kanalından yayın yapan CNNTürk ün sunucusu aynen şu ifadeyi kullanıyor;

“Sayın seyirciler, kanalımız yeni bir uygulama başlattı, olay yerinde, patlama anında veya sonrasında çektiğiniz video, fotoğrafları bize gönderebilirsiniz. wwwbilmemne, Hatta cep telefonlarındaki görüntüler için 30bilmem kaça mesaj mms atabilirsiniz.”

Afferin size; gönder bedava mefta.jpeg, gelsin reyting. Bu görüntü sadece CNN de.

Eğer tarife vermekten utanıyorsanız ben sizin yerinize bir tarife hazırladım;

Ölü; foto başına 10,000 ytl, video başına 25,000 ytl

Yaralı; foto başına 3,000 ytl, video başına 8,000 ytl

Not: mms ücretleri gönderene aittir, 15 sn den aşşağı video kabul edilmez, paranızı da bir ara veririz…

İvedikvari psiko-blogger hışmına uğramış esnaf sendromu

Paylaş

ivedikpisikobloggerler.jpg

“Allah kimseyi blogçuların eline düşürmesin”

Bunu bir yere not edin. En fazla bir, bilemediniz iki seneye lugatımıza giren yeni bir terim olacak. Bu ne menem bi dayanışma :D

Google da indirimTv aratınca karşınıza Mert, Ömerenis, CisdayÜmit Kurt, EdaSuner vesevese blogçular çıkıyor. Neredeyse adamların internet sayfası ilk sayfada çıkmayacak. Cisday muhtemelen 24 saate birinci olacak :)
Gariplerim dakika dakika blogları ve yorumları takip ediyorlar. Kötü adam Oğuz Özyiğit, blog blog dolaşıp açıklamalar yapıyor :D “Allahım ben ne yaptım da bunlar başıma geldi”

Eee, bundan ders çıkaran internet alemi ayağını denk alır artık…

Bayilerde, Uzun Zamandır…

Paylaş

bekir_coskun.jpg

Blog kaykayı yaparken en iyi film posterlerine rastladım, Ratladığım gibi bırakmadım :)

E-MUHTIRA

Paylaş

sapka.jpg

Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlarının, başta din olmak üzere, temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin, bu gayretlerini son dönem de artırdıkları müşahade edilmektedir. Uygun ortamlarda siyasi partilerin sürekli dikkatine sunulmakta olan bu faaliyetler; dini kuralların yeniden tanımlanması isteklerinden, dinimizin yaşama alanını kapsayan bazı uygulamalarına alternatif kurallar düzenlemeye kadar değişen geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.Bu faaliyetlere girişenler, Türk halkının lideri Mustafa Kemal Atatürk’ü istismar etmekten çekinmemekte, halka açık bir meydan okumaya dönüşen bu çabaları laiklik kisvesi arkasına saklayarak, asıl  amaçlarını gizlemeye çalışmaktadırlar.

Özellikle yazılı ve görsel medyanın kullanıldığı bu tahribat, ülkemizin birlik ve bütünlüğüne karşı yürütülen yıkıcı ve bölücü eylemlerle şaşırtıcı bir benzerlik taşımaktadır.

Bu bağlamda;

Türk sosyolog ve siyaset bilimci Şerif Mardin “Mahalle baskısı” adı altında yeni bir paranoya akımı başlatıp, günlerce yazılı ve görsel basında dini hassasiyeti olan insanlar üzerinde dolaylı baskı oluşturulmuştur.

Malatya, Dağlıca, Hrant Dink gibi toplumsal infiale yol açan katliamlarda herhangi bir açıklama, e-açıklama, basın duyurusu yapmayan bazı kurumlar, konu din ve türevi sorunlar olunca, yerini bilmeksizin açıklamalar yapmaktan kaçınmamaktadırlar.

Malum çevreler de İnancı gereği başörtüsü takan insanları, Cumhurbaşkanı nın eşinin dahi başörtüsüne alternatif kapanma yöntemleri geliştirilmeye çalışılıp alaya alma, hafif görme refleksleri gelişmiştir.

Başörtüsü karşıtı olan ve kutsal dinimizin temel niteliklerini aşındırmaktan başka amaç taşımayan bu temel de sorunlu anlayış, son günlerdeki bazı gelişmeler ve söylemlerden de cesaret almakta ve faaliyetlerinin kapsamını genişletmektedir.

Son günlerde, problemin çözülmesi vaadiyle cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir destek alan mevcut hükümet ve yine bu ve benzeri sorunları çözme vaadiyle iyi bir temsil gücüne sahip olan diğer bir siyasi partimiz, meclis çatısı altında bu sorunu çözme gayreti içerisine girmişlerdir.

En yüksek kurum olan TBMM, gücünü, yerini, haddini bilerek bu sorunu çözmek ve azınlığın infialinden korkmamak durumundadır.

Nitekim yüzyıllardır devletine karşı gelmemiş bir toplum sivil itaatsizliğe doğru itilmektedir. Çoğunluğun vereceği tepki bu sefer sadece sandıkta olmayabileceğini öngörmesi gereken TBMM çatısı altındaki vekiller, aklın, hukukun ve vicdanın gereği olarak bu sorunu çözmek zorundadırlar.

Özetle Sayın Milletvekilleri; bu sorunun bu kadar tartışma ve sıkıntı kaynağı olmasını sağlayanların, bu kadar çaresizliğe düştükleri bir zamanda bu sorun çözülemez ise, bir daha sonuç alma gayretlerinin oluşamayacağını bilmek zorundalardır.

Türk Halkı, bu değerlerinin korunması için Demokrasiler de kendisine verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusunda sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmekte ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

Çözmek yada çöz(e)memek…

Paylaş

Birileri size aba altını gösterecektir.

Korkmayın ! aba nın altında sopa, odun, kereste filan yok. Odun bizatihi tehdit edenin kendisidir. “Gösteririm” dediği blöftür. Tıpkı halkın seçtiği başbakanı asarken, ankarada yusuf yusuf, esenboğada çalışır vaziyetteki uçaklarına kaçma refleksine hazır kıta odunlar gibi.

Yılmayın ! Size fetva veren kerameti kendinden menkul ulemalar türeyecektir. Hatta feyşın tivi seyredip modayı, çağdaşlığı kendi beyinciğinin etrafındaki çapı, çeperi küçük duvardan ibaret olduğunu sanıp sizinle dalga geçenler de olacaktır.

Unutmayın ! Oylarınızın hatırı sayılır bir kısmını, bu meselenin öyle veya böyle suistimali ile aldığınızı, 2009 yerel seçimler de vatandaşın sadece yerleri güzel süpürdüğünüz için size oy vermeyeceğini.

Çözün ! Bu hafta, ama mama demeden, siyasi çıkarlarınız için madde madde birbirinizi soymadan, gerilim olacak palavrasını bir kenara koyup, aksine gerilimi bitireceğiniz bilinciyle bu meseleyi çözün. Yada;

Çözmeyin ! Çözemediğiniz sorun için halkın içinde dolaşacağınız tedbili kıyafeti seçin.cozemezsen.jpg

Keep on Rising - Uçuş hattı

Paylaş

eminimsi.jpgeminimsi.jpgAynı anda kaç yerde olabilirsiniz ?
Madden olduğunuz yer, manen olduğunuz yer… İşte Keep on rising, bedeniniz PC nin başında iken, ruhunuzu hayal gücünüzün tarif ettiği adrese götüren, yedi dakikalık bir yolculuk…

Ben şu an Alanya kalesinde fotoğraf çekiyorum, Selim
bey de aracına park ücreti ödememek için rampayı inip çıkıyor.
scotter li görevli peşinde :) “dürbünle bi kere bakmak 500″ yazıyor
karton kağıtta, parasailing yapıyor vatandaş, Akdeniz parlıyor.

Yedi dakka doldu başa alıyorum…

Susam Sokağından Elmo

Paylaş

Dün gelen mailler’de Türkiye de sadece worldcard ı olanların satın alabileceği elmo nun reklamı vardı. Ürün biraz pahalı, fakat videosunu seyrettikten sonra acaba demeye başladım, katıla katıla güldük…

Cem Yılmaz’ın Yeni Filmi A.R.O.G. un Fragmanı…

Jimmy Wales ın Başına Gelenler…

Paylaş

naaptinvolkan.jpgWolkanca kişisini kınama yazısıdır;

Geçtiğimiz hafta Türkiye ye gelen Wikipedia nın kurucusu Jimmy Wales‘ın başına gelen, pişmiş tavuğun başına gelmemiştir.

Esma Sultan Yalısın’da Altivinin düzenlediği kahvaltı-konferanas a katılan Jimmy Wales, etrafındaki insanlarla fotoğraf çektirmeye başladı.

Zaten ne oldu ise o arada oldu.

Wolkanca Britney gibi “give me give me” demeye başladı, fakat Jimmy mevzuyu çakmadı.

Bunun üzerine ceketi çıkaran wolkanca, Jimmy nin wikia yazan tişörtünü bir çırpıda çıkarıp üzerine giydi.

Fotoğraf çekenlerin şaşkın bakışları arasında eylemini gerçekleştiren wolkanca, kendini görüntüleyen makinalara yeni tişörtü ile poz vermeyi de ihmal etmedi.

Biz Jimmy Wales gibi bir adama mahçup olduğumuza mı yanalım, yoksa wolkancanın blog sayfasında, ben Jimmy e acıdım aslında tişörtü almadım, ama bi daha kine affetmem demesine mi ?

Tanrı Türkü kuru iftiradan korusun ?

Amin…

Bu arada Jimmy memleketinde Türkçe dersleri almaya başlamış.

Bir daha böyle gafil avlanmayacağını söyleyen Jimmy nin öğrendiği kelimelerle kurduğu ilk cümle;

“Versene lan tişörtümü”

Mehmet Ali Birant la Mizansen Akşamları…

Paylaş

kriz.jpg(M.A.Birant’ın tabiriyle) akepeli gençler 15 Nisan 2007 tarihin de beni aradılar. “eminimsi kardeş, biz başbakanı ziyarete gideceğiz, ona tablo hediye etmeyi düşünüyoruz, bize yardımcı olur musun?”. Ben de “bu geziye gideceğiniz ne zamandan beri belliydi ?” dedim. Arkadaşlar “bir haftadır !” , “Afferin size, bir haftadır gideceğiniz belli, son gün hediye hazırlığı” dedim ama nafile. Yapacak bir şey yok, hepsi benim mahalleden, okuldan arkadaşlarım… 

Hem Başbakan’a portre hediye edilecek, benim eserim olacak… “tamamdır” dedim.

Bir akşam da üç çalışma hazırladım, arkadaşlara cd hazırlayıp verdim.

Fakat yaptığım bazı çalışmalara aşık olurum ben, ilginç bir ruh halidir. Gece tam uykuya dalacak iken kalkar bilgisayarı açar “çok güzel olmuş bahh!” derim. Sonra mutlu ve mesut bir şekilde uyurum. Bazen gece kalkıp baktığım bile olur.

Hatun mırıldanır “yok artık !”

Yaptığım üç çalışmadan ikisi gerçekten esprili ve güzel oldu, fakat bir tanesi beni yine kalbimden vurdu.

Arkadaşlar arayıp, benim “eh işte” dediklerimden birini beğendiklerini, onu tab ettirmeye gittiklerini söyleyince haliyle üzüldüm. Belki hepsi benim eserim di fakat çok sevdiğim tercih edilmemişti. Olsun dedim, o da senin evladın :)
17.04.2007 günü, arkadaşlar R.T.E nin konuşma yapacağı akp meclis grup salonunda beklemeye başladılar.

Ben ise olanlardan habersiz, arasıra ilçemizin ağır abilerinin takıldığı çay bahçesine vatanı kurtarmaya gittim.

Cep telefonum yanık yanık çalmaya başladı. İbrahim Balkaya (İlçemizin Gençlik ve Kültür Merkezinin Müdürü)

İçimden “ulen ibraam, du bakalım başıma yine ne çorap ekeceksin” dedim. :)
Bir ciyaak efekti -

-eminimsi, tablon tivi lere çıkmış, şöhret oldun.

Bir anda gözümün önünden hızlıca bir HD kalitesinde DVD şeriti geçti, “İmza günleri, Röportajlar (hatun bu yazıyı okuyor olabilir-şansımı zorlamayayım)”, derken “çık aradan DVD şeriti”

-Nooldu İbo, bi soluk al

-Resim diyom, birant diyom, tayyip diyom, yalan haber diyom

-Baştan alalım ibo, tek tek

-Teketek değil, memetali birant… Kanal D tabloyu çekmiş, Tayyip kızar diye vermediler, tabloyu milli savunma komisyonuna, oradan dolaba kaldırdılar demiş, hepsi palavra, sivil polisi ayarlamışlar, tabloyu Kanal D muhabirine göstersinler diye, bizimkiler göstermedi…

-Arkadaşım, tablo tiviye çıktı mı ?

-hee çıktı, arkadaşların hepsi tiviye çıktı…

-Tamaam ben bakarım gece haberlerine, olmadı internette ki arşivden bakarım

Daha önce de yaptığım, devlet babadan kişilere verilmiş tablolarım var. Fakat bu olay biraz farklı. Kanal D nin haberi çarpıtması filan da değil.

Gecenin olayı, arkadaşların karar verdikleri tablodan vazgeçip benim favori tablomu tab ettirmeleri oldu, ekstra sevdiğim tablodan onların haberi yoktu aslında.

Ve ben bunu tivi arşivinden gördüm… ;)
Çocukça bir duygu, evlat sevgisi mi desek ?

Yalan Güzeldir, İstatistikle Daha Bir Güzeldir

Paylaş

meettheparents.jpgGelin bugün size İstatistik bilgisiyle nasıl yalan haber yazılacağını anlatayım. Bunu anlatmak bir vazifedir, nitekim bu marifetin en büyük ustalarından olan Yılmaz Özdil, köşesinde sadece sonucu yazar. Attığı istatistik taklalarını okuyucuya alelade göstermez.
Aktüel olalım, güncel bir mevzuya dalalım, Bu ülkede başörtüsü nün vs.. vs.. alanlarda serbest kalmasını isteyen kesim %kaçtır ? akp, mhp, ıcıbıcı, %80 eder. chp seçmeninden de mutlaka isteyen kesim çıkacaktır. Onu da geçersiz oylara sayalım. sonuç %20-%80
Sorun çözül(e)mediği için gerilenlerin gerilme seviyesini bulalım;

Yasağın kalkmasını isteyenlerin (a) sinir katsayısı, 10 (on) üzerinden;
yasak var iken; 7      yasak yok iken: 1,5
Yasağın sürmesini isteyenlerin (b) sinir katsayısı, 10 (on) üzerinden;
yasak var iken: 7
yasak yok iken: 12 

Formül;    y=(a x az)+(b x bz)
a=yasağın kalkmasını isteyenler
b=yasağın kalkmasını istemeyenler
z=sinir katsayısı
y=gerilme seviyesi

Ülkede yasak sürerken gerilmenin rakamsal sonuçları;
y=(80 x 7)+(20 x 7)=700

Ülkede yasak kaldırılmışken gerilmenin rakamsal sonuçları;
y=(80 x 1,5)+(20 x 12)=360

Sonuç olarak yasak kalktığı zaman neymiş ? Gerilme seviyesi neredeyse yarıya inecekmiş. Yani öyle denildiği gibi
vatandaş gerilmeyecekmiş. Peki kim gerilecek ?
Önümüzdeki yerel seçimler de emeklilerini belediye başkan adayı yapacak olan (YBP-C) Yerini Bilemeyenler Partisi. (C harfini örgütlere benzesin diye koydum)

Benim ulusalcı okuyucum; iki elini başını top gibi tutar gibi şakaklarına koy, misket atar gibi kulağına bir fiske at, ne sesi geliyor bakayım, ”gıy gıy da gerimmm” dimi…
Keman kafalı seni…

Hürriyetten Pazar Kahvaltı Menüsü, Afiyet olsun…

Paylaş

1.Bal   2.Kaymak   3.Çay   4.Zeytin   5.Kaşar   6. Ne olsun ?yuhbee.jpg

Dikkat, bu yazıda eminimsi, fotoşop çakması yapmamıştır…

İdam Sehpasından, Google da Birinciliğe…

www.eminimsi.com

Paylaş

“Yeni Gönderi” butonuna basıp blogspot taki son gönderimi yazıyorum.
O kadar seven ve çok seveni olan biri olarak, ömerenis hıyarının bütün geciktirme ve yıldırmalarına rağmen .com umuza kavuştuk. Hayırlı uğurlu olsun…
Buyrun…

Bulmaca… (kolay seviye)

Paylaş

image002.jpgAşağıda yazan, yazılmış gibi duran, bugün bütün medya kuruluşlarının mail kutularına lap diye tek parça halinde düşen  bu uzuun fakat çok bodur yazıdaki 7 (yedi) çelişkiyi bulunuz .

Bulanlara İstanbul Üniversitesin’de bir günlük başörtülü dolaşma turu hediye edilecektir. (Erkek-Bayan farketmez)

Not :İşaretli yer örnektir, sayılmaz.

”Siyasi partilerin; Cumhuriyetin laiklik niteliğinin değiştirilmesi amacını güdemeyecekleri gibi bu amaca yönelik faaliyetlerde, beyanlarda bulunamayacakları, bu kuralı göz ardı etmenin laiklik ilkesinin korunmasını imkansız kılacağını keyfiliğe yol açacağını,

Devletin sosyal veya ekonomik veya siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla veya siyasi amaçla veya siyasi menfaat temin ve tesis eylemek maksadıyla dini veya dini hissiyatı veya dince kutsal tanınan hususları alet ederek propaganda konusu yapamayacakları, istismar edemeyecekleri kötüye kullanamayacakları, aksine faaliyet ve beyanların din ve dince kutsal sayılan şeylerin istismarı sayılacağını,

Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi üzerinde milli veya dini kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremeyecekleri, Türk Dilinden veya Kültüründen başka dil ve kültürleri korumak geliştirmek veya yaymak yoluyla ülke üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını, bölünmez bir bütün olan ülkede, bölgecilik veya ırkçılık maksadını, Türkiye Cumhuriyetinin dayandığı devletin tekliği ilkesini değiştirmek amacını, güdemeyecekleri bu yolda faaliyetlerde bulunamayacakları, bu kuralları görmezlikten gelmenin azınlık yaratılmasını ve devletin tekliği ilkelerini zayıflatacağı,

Dil, ırk, din ve mezhep ayrımı yaratmak bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak amacını güdemeyecekleri, bölge, ırk, belli kişi, aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikat esaslarına dayanamayacakları, diğer halde demokratik devlet düzeninin korunmasının olanaksız olacağı,

Anayasa’da yer alan hak ve hürriyetlerin devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamayacağı,

Anayasa ve yasalarda hüküm altına alınmış, ayrıca yaptırımları gösterilmiştir.

Bağımsız ve egemen olan her devletin, partiler üstü olan bir devlet politikası vardır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin devlet politikası, işgal güçlerinin yurttan çıkarılıp, Lozan Anlaşması sonucu ülke sınırlarının yeniden belirlenmesi ve kurucu devlet ve kurucu meclis tarafından yapılan 1924 Anayasası ile belirlenmiştir. 1982 Anayasası ile de anılan devlet politikası değiştirilemez hükümleri de konulmak suretiyle koruma altına alınarak başlangıç hükümleri ve ilk dört madde açıklanmıştır. Cumhuriyet yönetiminin ilkesi olan halkın egemenliği kuralı gereği de halk oyu ile kabul edilmiştir.

Cumhuriyetin temel ilkelerini, 85 yıllık kazanımlarını yok saymak, özgürlüğü çağdaşlaşma yerine dini esaslar çerçevesinde ele alarak etnik gruplara, mezheplere, ırkçılara haklar vermek olarak görmenin ve tartışmanın ülkeye yarar getirmeyeceği halkı önce bilinçlendirmeye, ayrıştırmaya sonra da çatışmaya götüreceği açıktır.

Eğitim ve öğretim kurumlarında bazı giysilerin kullanılmasının özgürlük sayılıp, özgürlükler içine alınmasının mezheplerin, cemaatlerin ırkçı örgütlerin ayrılıkçı güçlerin sembollerini rahatça kullanacakları, yayacakları, eğitim görenleri örgütleyerek huzursuzluğa, saflara ayıracağı, eğitim ve öğretim kurumlarının yukarıda sayılan etkin örgütlerin alanı haline getireceği, laik ve üniter yapıya aykırı bir faaliyet alanına dönüştüreceği Yüce milletimiz ve ülke ile milletin koruyucusu olan yasalar önünde sorumluluğun anayasa ve yasalar gereği bu yönde beyan ve faaliyetlerde bulunan siyasi partilere ait olacağı gözden kaçırılmamalıdır.

Siyasi partiler; mevzuatın veya yasal ve anayasal yapının değiştirilmesi konusunda girişimde bulunurken önerilen kuralların ve buna ulaşmadaki faaliyetlerin her bakımdan yasal ve demokratik olmasına dikkat etmelidir. Önerilecek değişikliğin kendisi temel demokratik prensiplerle anayasada belirtilen insan hakları ile, Atatürk Milliyetçiliği ile laik ve sosyal hukuk devleti ile bağdaşmalıdır. Demokrasinin bir veya birçok kuralına uymayan veya cumhuriyetin temel ilkelerinden olan laik ve üniter yapıyı, demokrasiyi yok etmeyi amaçlayan ve de demokrasinin tanıdığı hak ve özgürlükleri yasa dışı yorumlarla tarif ederek oluşturulan siyasi projeleri öne süremeyecekleri, bu nitelikteki beyan ve eylemlerin gerek iç hukuk gerekse de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi korumasından yararlanamayacağı gözetilmelidir.”

İtiraftır (iftirada olabilir…)

Paylaş

eyvaheyvah.jpg

Bu yazıyı yazmıyayım diye beni tehdit etseler de, ben paramı alamadığım için yayınlarım arkadaş.
Tayyip, Bekir ve Ben, seçimlerden önce buluştuk.
Halbuki plan basit ve güzel idi; Bekir Coşkun vatandaşa sövecek, Ben Bekir Coşkun’a sövecem, Tayyip mağdur olacak, oylar artacaktı. Netekim feci arttı da. “Göbeğini kaşıyan adam” ı da ben buldum. Önce “Eliyle apış arasını karıştıranlar” diye düşünmüştüm. Ama Bekir Coşkun “Beni sokakta döverler abi” deyince, biraz daha yumuşatıp “Göbeğini kaşıyan adam” yaptık. Tayyip in de çok hoşuna gitti. Onbeş dakika bil-fiil güldü. “Oylaarrr” diye bağırıp durdu.
Arkadaşım; %47 karşılığı 470,000 $ (dörtyüzyetmişbin amerikan doları) mı vermezseniz, 2009 yerel seçimler için yaptığımız planları anlatırım şerefsizim…

“Espriden anlamayan okuyucu bir gün gülsün diye…”
Alexander Mirko Mirkelam (1773-1845)

Sorunlar çözülünce işlevsiz kalacak olanlar;

Paylaş

Her sistem de sorunlardan, problemlerden, kazalardan, kavgalardan geçinen insanlar vardır. Bir ülkede hiç kaza olmazsa hastaneler, doktorlar, eczaneler, kaportacılar, sigorta şirketleri vs… kurumlar işlevsiz kalabilirler. Listeyi itfaiye, polis, savcı, hakim, avukat gibi uzatabiliriz. Fakat ülkede böyle sorunlar yok denecek kadar azalsa bile, yine de bu işlerden ekmek kazanan insanların, orada bir yerde en azından nöbetçi edasıyla olmaları gerektiğini biliyoruz.
Peki bu nöbetlere hangi konular dahil değildir;
En gündem de olanı, Alevilerin sorunlarından geçinen Alevi Örgütleri, bu sorunların suistimali ile kemikleşmiş bir oy alan siyasi partiler,(nasıl ki başörtü sorunu çözülmedikçe oyu artan, mağdur bir partimiz var) ve tabi ki embesil köşe yazarları.
Köşesinde;
Aleviler; yobaz değildir.
Aleviler; ozanları-şairleri yakmazlar, edebiyatçıları kovmazlar, aydınları vurmazlar.
Aleviler; kendi çıkarları için, hangi iktidar gelse ona yanaşıp yalakalık yapmazlar.
Diye yazarak; sakın haa! Eğer İktidar partisiyle bir araya gelip sorunlarını çözme gayretine girersen, yüzyıllarca verdiğin acite muhabbetli davanda gedik verirsin. Eğer ki barış olursa, cemevlerinde çocuklarınızı hangi haksızlıklara maruz kaldığınızı anlatarak nefret tohumlarını ekeceksiniz ? Onlarca örgüt, kuruluş, kitaplar, dergiler, siyasal oluşumlar göt gibi ortada kalır, mazallah !
İlk bakışta iyilik gibi gözüken, ama derinden kin, nefret tohumlarını tetikleyecek olan bu yazıya ilk Alevi vatandaşların tepki göstermesi gerekir.
“Yargının Cemevleri İbadethane olamaz” kararına rağmen, bir formul bulmaya çalışacağız diyen İktidara, Alevilerin elini uzatıp, akabinde bekle gör diyerek yardım etmeleri gerekir. Aksi bir durumda İktidarın yalanı er yada geç ortaya çıkacak, Alevi örgütlerin kitaplarında, dergilerinde yeni mağduriyet malzemeleri çıkacak, Dedelerin torunlarına anlatacağı yeni hikayeleri olacaktır.
Bu fırsat rafa kalkmadan iktidarın yakasına yapışıp sorunlarınızı çözün derim.
Siz beş isteyin onlar iki versin, sonuç artı iki olur. Hangi iktidar sorunlarınızı bu kadar gündeme aldı. (oy verdikleriniz dahil)
Gelin, Embesillere kulaklarınızı tıkayın, en azından sorunların tartışıldığı platformlarda yer alın, öyleki iktidarın buradan “Bakın, biz çözmeye çalıştık ama onlar gelmedi” diyerek kendine dolaylı menfaat sağlamasına izin vermeyin.
Hz. İbrahim’e su taşıyan karınca gibi olun;
-Gidemesem de yolunda ölürüm ya! deyin !

Bir dost…

Monalisa Bulundu, Monacoşkun Ne Olacak ?

Paylaş

“Almanya’nın Heidelberg Üniversitesi Kütüphane Müdürü olan Veit Probst,Mona Lisa adlı tabloda gülümseyen kadının, kesinlikle Floransalı bir tüccarın eşi olan Lisa del Gioconda olduğunu belirtti.(Hürriyet)”Beşyüz küsür yıllık tablo için son iddia bu.
Kütüphane Müdürü’ne buradan sesleniyoruz;

Achtbar! Veit Probst;
1994′ten beri hayatımızda olan, resimde ki şahsın kim olduğunu, ne iş yaptığını, tam olarak ne yapmak istediğini, en azından ne ci olduğunu bize bulabilir misiniz ? Sizin beşyüz küsür yıllık tabloyu okumanıza binaen cesaretlenerek, ondört yıllık bu resmi çözmenizi ümit eder, hayırlı işler dileriz…

Babıali Esnafı…

Nazım Hikmet Yaşasaydı…

Paylaş


Mapus, hapis kalmak dört duvar arasında
Ama memleketimde olduğumu bilmek

Sevgiden uzak bir gençlik dışarıda
Özgürlüğün yürekte olduğunu görmek

Ölüm, yaşamdan daha yakın aslında
Mesele korkmamayı öğrenmek

Korkum hesaptan mı, cezadan mı acaba ?
Korkum ne hesaptan ne de cezadan

Korkum beni sevenden, sonradan sevenden
Beni hamasetine alet edenden

Korkum o zaman olamamak, bağıramamak
Bırak yakamı ey memleket düşmanı

Kendine yeni sıfatlar beğenip çıkma pazara
Sırtımda ulusalcı sıfatıyla gezme

Maneviyatı boşaltılmış milliyetçilik dile uzun mu gelir ?
Ulusalcı, daha masum, daha mı ortaktır paydası ?

Beni severek halk düşmanlığı yapma
Üzgünüm, mutsuzum, lütfen beni sevme !

Nazım Hikmet Yaşasaydı…

Paylaş

nazim_hikmet.jpgMapus, hapis kalmak dört duvar arasında
Ama memleketimde olduğumu bilmek

Sevgiden uzak bir gençlik dışarıda
Özgürlüğün yürekte olduğunu görmek

Ölüm, yaşamdan daha yakın aslında
Mesele korkmamayı öğrenmek

Korkum hesaptan mı, cezadan mı acaba ?
Korkum ne hesaptan ne de cezadan

Korkum beni sevenden, sonradan sevenden
Beni hamasetine alet edenden

Korkum o zaman olamamak, bağıramamak
Bırak yakamı ey memleket düşmanı

Kendine yeni sıfatlar beğenip çıkma pazara
Sırtımda ulusalcı sıfatıyla gezme

Maneviyatı boşaltılmış milliyetçilik dile uzun mu gelir ?
Ulusalcı, daha masum, daha mı ortaktır paydası ?

Beni severek halk düşmanlığı yapma
Üzgünüm, mutsuzum, lütfen beni sevme !

Blog, günlük, veresiye defteri, hatıra defteri;

Paylaş

Bugün bu kareasın aralarındaki farkları, ortak yönleri , faydalarını, zararlarını inceleyelim.
Hatıra defterinden başlayalım derim, bir an önce yazacaklarımı yazıp onunla ilgili kötü anılarımdan kurtulmalıyım.
Evet; malesef bende her Türk genci gibi asker ocağında tanıştım. iğğğ demeyin, yeminle satın almadım, yazdırmadım, ama yazdım, evet yazdım.
-Abey, şafak 13, hatıra defterime yazar mısın ?
-Yok kardeş ben yazmiim.
-Nooldu zoruna getti demi, şafağın çok diye.
-Ağzına ..çım, ver şu lanet defteri, yazayım
-Hehe sagol abey, kalem veriim mi ?
-Hee ver

Sevgili Osman,
Bana kalbin kadar temiz bu sayfayı ayırdığın için çok teşekkür ederim,
Seninle ilgili güzel şeyler yazmak isiyorum, bana biraz zaman ver, düşüneyim…
.
.
.
.
ı ıh olmuyor osman, aklıma gelmiyor, motor gibi horlaman geliyor aklıma, çık diyorum aradan, bu sefer ranzada asılı çorapların gözümün önüne geliyor, niye yıkamıyon lan ayaklarını dediğim de “valla yıkadım” diye, yalan yere ettiğin yeminler geliyor, nöbete kaldırmak için gelen askerlerin seni uyandırmaya çalışırken bütün koğuşu uyandırması geliyor, yemekhanede öne geçmek için yaptığın cambazlıklar geliyor aklıma…
Sana sivil hayatında başarılar, mümkünse cep telefonundan numaramı sil, hem o numara benim değil, emekli bir polisin, İstanbul’a göç ederseniz görüşmeyelim, ben zaten yurtdışına gidiyorum tamam mı canım? heh sayfada bitti zaten… tüh maniye yer kalmadı sepet sepet yum…

Yazdığım ilk hatıra buna benzer bir şey oldu. Çocuk defteri aldı, arkadaşlarıyla okudu. Sonra biraz sessizlik. Ohh dedim içimden, çaktım ya, üzüldü, gelmez artık kimse… dememe kalmadı koğuşta bir kahkaha, herkes dolabına koşuyor, defterini alan bana geliyor…
-Abi bana da yaz, abi bana da yaz…
Mahalle karılarının sütçüye bağırması gibi;
-Ocakta yemeğim var, önce bana koy, önce bana koy
Allah belanı vermesin osman…

Veresiye defteri;
Akılda kalmak için iyi bir yer değil, hem artık hükmünü kaybediyor, yerini kredi kartı ekstreleri alıyor, o da çok hoş olmayan anılar içeriyor, çok kurcalamayalım, dalga geçilecek bir mevzu değil.

Sevgili günlük;
Vallahi bir ara denemem oldu, fakat biri bulur okur diye sürekli kasarak yazmaya başladım, kelimeler dikkatli seçiliyor, oldu ya erken göçersek gazetelere çıkacak.
“Ölen gencin günlüğünde ki son yazısı -Penthausenin eski tadı yok arkadaş…”
Yaşarken fıkralarda ..ttir çektiğin sol omuzunda ki melek; -Nasısın canım hehe, penthause, ne iş? diyebilir. O da olmadı hayatımda, kısa sürdü, anlaşamadık, şiddetle geçinemedik, samanyolunda ki boşanmak istemiyorum dizisi fayda etmedi ilişkimize. Geçiniz…

Blog;
Ömer Enis girdi kanıma, er meydanı dedi, anlat bakalım cemaate hangi taraftan estiğini. (şerre…) wordpress le girdik, ilk başlarda diloşun fotoğrafları ve fotoşop çalışmalarımı sergilerim dedim. Baktım yavuzselim de yazıyor. Yazacaz artık.
Yavaş yavaş bazı şeylere kızdıkça eminimsi oluşmaya başladı, sevenleri ve çok sevenleri ile çakmaya başladı köşe yazarlarına. Sövenler, sevenler kavga gürültü gidiyor. Bakalım soğurmuyuz yoksa daha dalaylama atlarmıyız derinlere, nasip diyelim…

Blog, günlük, veresiye defteri, hatıra defteri;

Paylaş

11.gifBugün bu kareasın aralarındaki farkları, ortak yönleri , faydalarını, zararlarını inceleyelim.
Hatıra defterinden başlayalım derim, bir an önce yazacaklarımı yazıp onunla ilgili kötü anılarımdan kurtulmalıyım.
Evet; malesef bende her Türk genci gibi asker ocağında tanıştım. iğğğ demeyin, yeminle satın almadım, yazdırmadım, ama yazdım, evet yazdım.
-Abey, şafak 13, hatıra defterime yazar mısın ?
-Yok kardeş ben yazmiim.
-Nooldu zoruna getti demi, şafağın çok diye.
-Ağzına ..çım, ver şu lanet defteri, yazayım
-Hehe sagol abey, kalem veriim mi ?
-Hee ver

Sevgili Osman,
Bana kalbin kadar temiz bu sayfayı ayırdığın için çok teşekkür ederim,
Seninle ilgili güzel şeyler yazmak isiyorum, bana biraz zaman ver, düşüneyim…
.
.
.
.
ı ıh olmuyor osman, aklıma gelmiyor, motor gibi horlaman geliyor aklıma, çık diyorum aradan, bu sefer ranzada asılı çorapların gözümün önüne geliyor, niye yıkamıyon lan ayaklarını dediğim de “valla yıkadım” diye, yalan yere ettiğin yeminler geliyor, nöbete kaldırmak için gelen askerlerin seni uyandırmaya çalışırken bütün koğuşu uyandırması geliyor, yemekhanede öne geçmek için yaptığın cambazlıklar geliyor aklıma…
Sana sivil hayatında başarılar, mümkünse cep telefonundan numaramı sil, hem o numara benim değil, emekli bir polisin, İstanbul’a göç ederseniz görüşmeyelim, ben zaten yurtdışına gidiyorum tamam mı canım? heh sayfada bitti zaten… tüh maniye yer kalmadı sepet sepet yum…

Yazdığım ilk hatıra buna benzer bir şey oldu. Çocuk defteri aldı, arkadaşlarıyla okudu. Sonra biraz sessizlik. Ohh dedim içimden, çaktım ya, üzüldü, gelmez artık kimse… dememe kalmadı koğuşta bir kahkaha, herkes dolabına koşuyor, defterini alan bana geliyor…
-Abi bana da yaz, abi bana da yaz…
Mahalle karılarının sütçüye bağırması gibi;
-Ocakta yemeğim var, önce bana koy, önce bana koy
Allah belanı vermesin osman…

Veresiye defteri;
Akılda kalmak için iyi bir yer değil, hem artık hükmünü kaybediyor, yerini kredi kartı ekstreleri alıyor, o da çok hoş olmayan anılar içeriyor, çok kurcalamayalım, dalga geçilecek bir mevzu değil.

Sevgili günlük;
Vallahi bir ara denemem oldu, fakat biri bulur okur diye sürekli kasarak yazmaya başladım, kelimeler dikkatli seçiliyor, oldu ya erken göçersek gazetelere çıkacak.
“Ölen gencin günlüğünde ki son yazısı -Penthausenin eski tadı yok arkadaş…”
Yaşarken fıkralarda ..ttir çektiğin sol omuzunda ki melek; -Nasısın canım hehe, penthause, ne iş? diyebilir. O da olmadı hayatımda, kısa sürdü, anlaşamadık, şiddetle geçinemedik, samanyolunda ki boşanmak istemiyorum dizisi fayda etmedi ilişkimize. Geçiniz…

Blog;
Ömer Enis girdi kanıma, er meydanı dedi, anlat bakalım cemaate hangi taraftan estiğini. (şerre…) wordpress le girdik, ilk başlarda diloşun fotoğrafları ve fotoşop çalışmalarımı sergilerim dedim. Baktım yavuzselim de yazıyor. Yazacaz artık.
Yavaş yavaş bazı şeylere kızdıkça eminimsi oluşmaya başladı, sevenleri ve çok sevenleri ile çakmaya başladı köşe yazarlarına. Sövenler, sevenler kavga gürültü gidiyor. Bakalım soğurmuyuz yoksa daha dalaylama atlarmıyız derinlere, nasip diyelim…

Güzel Paylaşımlar…

Paylaş

Geçen hafta, bir alışveriş merkezinde diloş hanımefendisine ayakkabı bakıyoruz, iki çeşit olsa birini beğenip çıkacağız ama nerdee, onlarca çeşit beğenemiyoruz haliyle. Ben sıkılırım böyle işlerden, haliyle oturdum bir koltuğa, seçim sonuçlarını bekliyorum, mağaza da güzel müzikler çalıyor derken birden Roussos çıkıyor.

Bu kadar mı güzel başlar bir şarkı, alışveriş eziyetinin acıları hafifliyor birden, kürek cezasına mola verilmiş, bir bardak su içme izni çıkmış sanki, keyifle suyu yudumluyorum, sanki köle değilim, içtiğim de su değil…

Güzel Paylaşımlar…

Paylaş

Geçen hafta, bir alışveriş merkezinde diloş hanımefendisine ayakkabı bakıyoruz, iki çeşit olsa birini beğenip çıkacağız ama nerdee, onlarca çeşit beğenemiyoruz haliyle. Ben sıkılırım böyle işlerden, haliyle oturdum bir koltuğa, seçim sonuçlarını bekliyorum, mağaza da güzel müzikler çalıyor derken birden Roussos çıkıyor.

Bu kadar mı güzel başlar bir şarkı, alışveriş eziyetinin acıları hafifliyor birden, kürek cezasına mola verilmiş, bir bardak su içme izni çıkmış sanki,  keyifle suyu yudumluyorum, sanki köle değilim, içtiğim de su değil…

Topumuz Toplum…

Paylaş

gobeksov.gifBir insan düşünün. Kendini küfürle ifade edebilen, çok ta iyi küfreden. Ettiği küfürleri savunurken dahi sinir krizleri geçirip, her an küfredecekmiş hissi veren hakaretlerinin aslında eleştiri olduğunu, hatta bunun babanın çocuğunu, annenin babayı, çocuğun annesini-babasını eleştirmesi gibi olduğunu iddia eden, ettiği küfürlere kızan muadillerine “Halk dalkavukları” diyen biri;
Tabi ki Bekir Coşkun…

Bugün yine “Halka rağmen halk içincilik” yapmış köşesinde;
Daha yazısının başlığında kendini frenlemiş “Topumuz Toplum”!!!
O başlığı atarken aslın da başka neler düşündüğünü tahmin edebiliyoruz.
Yazı yazdığı gazetenin konumu ve tirajı gereği bazı kelimeleri sakınsa da limitinin sonlarını zorladığı, hatta denge gözeterek yer yer aştığı aşikar.
Tabi ki baba oğlunu eleştirecek, hatta çok kızacak, belki şamarı basacak. Fakat Bekir Coşkun’un bu teşbihi, eşeğin kulağına suyu kaçırmıştır. Çünkü bu teşbihte baba oğlunu eleştirmekle, kızmakla, şamarı basmakla bırakmıyor, annesini de, kızkardeşini de, evdeki ninesini, dedesini de dövüyor, sövüyor. Akşam eve alkollü geliyor, bazen sinirle çocuğunun üzerinde izmarit söndürüyor, işkence ediyor. Mahalleli “Ne yapıyorsun ?” diye çıkışınca “Arka çıkmayın çocuğa, şımartıyorsunuz” diyor.

İşte Bekir Coşkun böyle anlık gidip gelmeleri olan, ilginç bir ruh haliyle orada bir yerde, çeşit olsun diye elde tutulan, şerbeti dökülmemiş,gofret gibi yenen cevizli baklava, bir çeşit salata malzemesi, öğünlük, aparatif bir keyif… Yani yesende oluyor yemesen de…

ssssssssssssssssssssssssssssssssss