Eskimez yazı… (kürek yine gündemde)

Ne kürekmiş bee…!
Ağustos 17th, 2007 — eminimsi
Sizlerle Emin Çölaşan ve Bekir Coşkun’un kürek aşklarıyla ilgili bir sırrımı paylaşacağım. Kimseye bir şey söylemeyeceğinizden eminim. Güneşli bir günde, Çeşme’nin biraz açığında kayığımızla gezerken Bekir Coşkun kayıktan suya düştü, çok iyi bir yüzücü olmadığı için hemen Küreğimi ona uzattım, Kürekten tuttuğu gibi kayığa çıktı. Nerden tutturdum küreği, artık hep kürekten tutup denizde yüzmeye başladı, hatta ara sıra küreği vermeyince boğulma numarası yapar oldu, Emin Çölaşan ise bu durumu biraz kıskanmaya başladı, neden hep o tutuyor ben tutmuyorum diye. Neyse, Emin Çölaşan’a da tutturmaya başladık, hatta bir süre sonra Emin Çölaşan küreği Bekir Coşkun’dan daha fazla tutmaya başladı. Tam da seçimden bir gün sonra kürek tartışması yaşadık. Bu ikisi kürek mevzusunda kavga ettikleri zaman, ertesi gün köşe yazılarına yansır. Bağırır çağırılar. Ve geçen hafta yaptığımız son kavgada ben Emin Çölaşan’a “bırak küreği hep sen tutuyorsun” diye kızınca, morali bozuldu ve bizim kayığı terk etti. Bekir Coşkun ilk başta sevinse de daha sonra çok üzülüp o meşhur yazısını yazdı; “Kürek arkadaşımı dalgalar aldı”

Sevgili Bekir Coşkun, ister kayığı terk et ister etme, ben bir daha Küreğimi tutturmam arkadaş…

The Yalancie koummi

Her gün 3. sayfa haberleriyle (kapkaç, cinayet, tecavüz, trafik kazalarının haberleri verildiği sayfa) birlikte okuduğumuz sevgili köşeş imiz Bekir Coşkun, yazılarıyla Steven Spielberg’in dikkatini çekmeyi başarınca şöhretin kapıları ardına kadar açtı.
Senaryosunu yazıp (hep yapar) Başrolünü oynadığı, yönetmenliğini de Steven Spielberg in yaptığı WAR of the YALAN (Part 1 : Yalancie koummi) Holivudun klasikleri arasına girmeyi başardı. Öyleki ünlüler kaldırımına yıldızı bile kondu. Yıldızı koyma törenine katılan Aydın Doğan gözyaşlarını tutamadı.

Steven Spielberg yaptığı açıklamada;
“Bekir mükemmel senaryo yazıyor, soyadının da hakkını verecek şekilde oyunculuğu var, onunla daha çok projelerimiz olacak. Bunca senelik meslek hayatımda yahudi soykırımını abartan, şişiren filmler yaparak almanlardan daha iyi para koparma yollarını aradım, ama bekir de öyle senaryolar varki, değil almanya AB bile bu tazminatları karşılayamaz.” diye konuştu.
Bekir Coşkun a bize yaşattığı bu güzel duygulardan dolayı teşekkür eder, diğer köşeşlerinde Bekiri örnek almasını dileriz.

Ek1: Sevgili dostlar, lütfen yorumlarınızı yazarken, bu yazının içeriği hakkında Bekir Çoşkun un da e-POSTA yoluyla bilgilendirildiğini gözönünde bulundurarak yazın, onunla ilgili her yazımda kendisine bir e-POSTA atarım :) Öyle ki bekirim coşkunum olmasa bu blog sayfasıda olmazdı. Değil mi ?

Ömer Enis i Bulduk !

Dünyanın dört bir yanını dolaşarak ömer enis i arayan muhabirlerimiz sonunda muradına erdiler. Tek bir pozda olsa çekebildik.
Kendini, Mugamingo nun balta girmemiş ormanlarında kimsesiz, sayıları sadece 14 tanecik kadar kalmış kürekizm maymunlarını koruma, yaşatma, kucağına almaya adayan kardeşimiz yerel kıyafetlerle çok şık duruyor. Bu mubarek ayda, sayısı az kalan ve şu aralar baltalı ilah arayan maymuncuklara yardım yataklık ederek öyle sevaba giriyor ki. Ne giren sevap belli ne çıkan, o kadar aralıksız sevap işliyor yani.
Sayılarıda 14 olunca her birine ayda 2 defa sevap denk geliyor.
Ama canımız kardeşimiz canını dişine, maymunlara takarak, Mugamingonun yerel yiyecekleriyle beslenerek görevini layıkıyla, fazlasıyla, abartıyla ve kabartıyla yapıyor. Kendisine sağlık, sihhat, sabır ve güç diliyoruz. Kal sağlıcakla…

Posted in Kürek. 3 Comments »

Mugamingo nun Tarihi (Bölüm.1 - Darbe mi geliyor?)

Mugamingo denilen muzlarıyla ünlü bir yarımadanın en güzel yerlerinden 70 nüfüslü köyünde, 14 nüfuslu küçük bir toplulukçuk varmış. Bu toplulukçuk Mugamingo nun en güzel, en havadar, en yüksek tepelerinde oturur, neyi kimi isterlerse yaparlarmış. Öyleki bu yapışları Mugamingo nun kurucusu Matavadı Kürek Akangüs’ün adından yola çıkarak yarattıkları(ki bundan Akangüs’ün haberi yok) Kürekizm inanışı altında gerçekleştiriyorlarmış. Diğer-öteki-zenci Mugamingolular “Yahu bizde muz yok, bari anans aldıralım” deyince, Kürekizmin yılmaz savunucusu 14 kişicik “olmaz ananas aldıracaksak biz aldırırız yoksa Kürekizm elden gider” diyorlarmış.
Mugamingo nun kuruluşundan itibaren ne zaman diğer-öteki-zenci Mugamingolular, biraz itibar, imtiyaz, öncelik kazansalar, Kürekizm inanışına mensup sapık Mugamingo lular, ellerinde kürek, kazma, balta ne bulurlarsa diğer-öteki-zenci Mugamingolulara saldırıyorlarmış. Hatta diğer-öteki-zenci Mugamingoluların önde gelenlerinden bazılarını asmışlar bile.
Gel zaman git zaman diğer-öteki-zenci Mugamingolular uyanmış, noluyoya demişler. Başlarında Raken Tongos Ebasayi denen bir adamla yola çıkmışlar. Ebasayi daha öncede köyde ufak tefek işler yapmış, hatta iyi işler yapmış. İyi işler yaptığı ve diğer-öteki-zenci Mugamingoluları uykularından uyandırmaya kalktığı için hapis bile yatmış.
R.T.Ebasayi bi basmış, köyün diğer-öteki-zenci Mugamingoluların büyük bir kısmını ikna ederek Muz Toplayıcılar seçiminde kendine taraftar yapmış. Hemen iki sene sonra Muz Kabuklarını toplama seçiminde de kendine daha fazla taraftar yapmış. Bazı sapık Kürekizm yanlıları bile “Ben oyumu Kürekizme vereceğim ama gönlüm Ebasayi’nin kazanmasın da” demişler.
Bir süre sonra Mugamingonun en yüksek tepesi Çungasa ya kim çıkacak seçimi yapılacakmış.
Çungasa yazları serin, hoş, kışları sıcak,yumuşak bir yermiş. Kürekizm yanlısı 14 kişicik buraya hep kendilerinin oturduğunu bundan sonrada kendilerinin oturması gerektiğini aksi taktirde ellerinde ki baltaları kullanacaklarını söylüyorlarmış. Hatta Baltalı güçler gece vakti köydeki duyuru tahtasına “Kürekizm elden giderse gerekeni yaparız” diye yazı yazmışlar.
Ve yine Çungasa seçiminden hemen önce köyün azınlıkçıklarından olmasına rağmen önemli yerlerinden birinde oturan Antoras Mankerosa mensupları, Çungasa seçiminin her zaman ki gibi yapılamayacağını, çünkü köyde su akmadığını, banyo yapamadıkları için koktuklarını bahane etmişler.
R.T.Ebasayi ve arkadaşları kısa zamanda yüksek tepelerden birinde akan suyu köye getirip bütün evlere bağlamışlar. Ama yine de sapık Kürekizm ciler yıkanmamakta ısrar ediyorlarmış, Hatta bazı diğer-öteki-zenci Mugamingolulardan bile yıkanmayanlar, ben banyoya girmem diyenler olmuş.
Bunun üzerine Ebasayi, gelin köylülere soralım demiş. Sapık Kürekizmciler Köylülerden korktukları için bazı diğer-öteki-zenci Mugamingoluları yanlarına çekmeye çalışmışlar.
Köylüler öyle bir cevap vermişler ki; banyoya girmeyen diğer-öteki-zenci Mugamingoluları foseptik çukurlara, Sapık Kürekizmcileri de inlerine geri göndermişler.
Ellerine tahtadan duyuru köşesi verilen bazı Sapık Kürekizmciler biz nerede yanlış yaptık derken, bazılarıda diğer-öteki-zenci Mugamingoluların göbeklerini kaşıyan testi kafalı pijamalı köylüler olduğunu söyleyerek hakaret etmişler.
Artık Çungasa tepesinde diğer-öteki-zenci Mugamingolulardan Anturgas Güz ikamet etmekteymiş.
Bunu da içine sindiremeyen Sapık Kürekizmciler bu sefer “Anturgas Güz ün hanımının boyu uzun, Mugamingo nun önemli yerlerine boyu uzunlar giremez” demişler.
Bu paranoya hali gittikçe artan bazı kolları uzun beyni küçük sapık kürekizmciler kendini acındırmak için ilginç yöntemlere başvurmuşlar.
Bir tanesi “Köyün okuluna boyu uzunlar girerse, kısaları kovarlar” demiş, daha önce kısaların uzunları kovduklarını unutarak.
Ve yine elinde tahtadan köşesi olan sapık Kürekizmcilerden bir tanesi şöyle yazmış odundan köşesinde… (Devam edecek…)

Fatih Çekirge ile Fetvanın Hası

Sevgili Fatih Çekirge, Mehmet Keçeciler’in “1983’lü yıllarda bakanlarımızın ve parti yöneticilerimizin
başı bağlı hanımları bir araya geldiler. Çünkü törenlerde sıkıntı çıkıyordu.
Onlar da toplanıp bone takma kararı aldılar. Saçları görünmeyecek şekilde bone taktılar.
Bizim bir etkimiz yoktu. Sonra devlet buna ses çıkartmadı. Böylece yumuşak bir çözüm olmuştu.
Bir adım hanımlar attı… Bir adım da devlet attı. Ama Refah Partisi iktidarı gelince yine türbana dönüldü. Oysa o zaman mesele rahatlamıştı. Yine böyle olabilir ” dediğini köşesinde aktarmış.
Teşbihte hata olmaz, geçenlerde Trafik Polisinin alkol muayenesi yaptığı bir sarhoş, muayene cihazını ağzına almak istememiş, sadece dudaklarıma değdiririm demiş. Polis “Hayır olmaz, illa ağzına alacaksın, başka türlü
olmaz bu iş” deyince olay Karakolda sonuçlanmış.

Bu hikayeden çıkaracağımız sonuçlar;
1. Fatih Çekirge ağzına almadan dudağına değdirmek istiyor.
2. Fakat kurallar illada ağzına alması gerektiğini söylüyor.
3. Fatih Çekirge’nin ağzına alması için karakola gitmemiz gerekiyor.
4. Fatih Çekirge Ramazanda 1 ay boyunca “Fetvanın Hası” isimli köşesinde, Hatipoğlu hocayla sırt sırta yazı yazıyor.

Ne kürekmiş bee…!


Sizlerle Emin Çölaşan ve Bekir Coşkun’un kürek aşklarıyla ilgili bir sırrımı paylaşacağım. Kimseye bir şey söylemeyeceğinizden eminim. Günlerden bir gün Midilli adasının biraz açığında kayığımızla gezerken Bekir Coşkun suya düştü, çok iyi bir yüzücü olmadığı için hemen Küreğimi ona uzattım, Kürekten tuttuğu gibi kayığa çıktı. Nerden tutturdum küreği, artık hep kürekten tutup denizde yüzmeye başladı, hatta ara sıra küreği vermeyince boğulma numarası yapar oldu, Emin Çölaşan ise bu durumu biraz kıskanmaya başladı, neden hep o tutuyor ben tutmuyorum diye. Neyse, Emin Çölaşan’a da tutturmaya başladık, hatta bir süre sonra Emin Çölaşan küreği Bekir Coşkun’dan daha fazla tutmaya başladı. Tam da seçimden bir gün sonra kürek tartışması yaşadık. Bu ikisi kürek mevzusunda kavga ettikleri zaman, ertesi gün köşe yazılarına yansır. Bağırır çağırırlar. Ve geçen hafta yaptığımız son kavgada ben Emin Çölaşan’a bırak küreği hep sen tutuyorsun diye kızınca, morali bozuldu ve bizim kayığı terk etti. Bekir Coşkun ilk başta sevinse de daha sonra çok üzülüp o meşhur yazısını yazdı; “Kürek arkadaşımı dalgalar aldı”

Sevgili Bekir Coşkun, ister kayığı terk et ister etme, ben bir daha Küreğimi tutturmam arkadaş…

Yılmaz Özdil, Kalem, Kalemtraş

Yılmaz Özdil’le geçen anınız var mı diye sormuş; blog sayfamızın müdavimlerinden Yavuz kardeşimiz, olmaz mı. Benim ömrüm Yılmaz, Emin ve Bekir’le geçti. Gerçi Hıncal’la da yaşadıklarımız var fakat onlar pek anlatılacak şeyler değil(+18).

Yılmaz Özdil’in kalabalıklardan neden çok korktuğunu (örnek: %47 kadar kalabalığa korkudan bağırıp çağırması gibi.) başımızdan geçen bir olayla anlatayım. Bendeniz iyi bir Fenerbahçeliyim, Yılmaz da o zamanlar küçük, onu da Fenerbahçeli yapayım diye uğraşıyorum. Dedim ki seni maça götüreyim Kadıköy’e, olur dedi gidelim. Hafta içi Türkiye kupası maçıydı sanırım. Ben biletleri iki gün önceden aldım. Maç günü Aksaray’dan otobüsle Sirkeci’ye geldik, vapurla Kadıköye geçmek için jetonlarımızı alıp turnikelerden geçip vapurun yanaşmasını beklemeye başladık. O kadar çok yolcu varki, bekleme salonunda havasız kalmaya başladık. Sonunda vapur yanaştı, gelen yolcular tahliye olmaya başladı. Tahliye işlemi bitince önümüzdeki büyük sürgülü kapılar açıldı. Bir anda herkes vapura hucum etmeye başladı. Yılmaz küçük, birazda tombalak, kalabalığın içinde yere düştü. At sürüsü gibi herkes üzerinden geçti. Bizim Yılmaz’ın altta kaldığı saniyelerde bazı aletleri ezildi, kırıldı, kullanılmaz hale geldi (gözlük,kalem v.s.). Ben bu olayın onda kaybettirdiklerini daha sonra öğrendim. Gerçi başlarda tahmin etmiştim, fakat yine de düzelir diye düşünmüştüm.

Evet, Yılmaz’ın kalemi kırılmıştı, artık kalemini kullanamıyordu. Onun depresyon halini bir ben bilirim, birde Allah. Burdan ona seslenmek istiyorum; Sevgili Yılmaz, Allah kimine kalem, kimine de kalemtraş olma görevi vermiş, dünya imtihan dünyası, bugün kalemsin yarın kalemtraş, önemli olan kalemtraş olduğunda da bundan keyif alabilmen. Alıyor musun bilemiyorum ama sanırım alıyorsun.İşte bu yüzdendir ki Yılmaz Özdil agorafobi olmuştur.

OKUS POKUS


Deniz Baykal’ın gazete yok etme numarasını gören David Copperfield “Aman Allah’ım, böyle numaralar yaparak bir partinin, hemde azınlık bir partinin başında kalınabiliyor mu ?. Ben dünyalığımı yaptım, nesli tükenmekte olan, her geçen gün azalan bir şeylere ilaç olmak, hayırlı işler yapmak istiyorum. Üste para da veririm, beni partinin başına geçirin, bakın nasıl oylarımız daha da azalacak. Mustafa Sarıgül dünkü çocuk, benim rakibim Baykal, gerçi gazete numarasını nasıl yapmış onuda bilmiyorum fakat yanında ki Küçükköy’de inşaatçılık yapıp paralarını aldığı halde mutfak dolaplarını takmadan bıraktığı söylenen sağ kolundan öğrenirim. O da olmadı uçarım. Kimsesizlerin kimi olur, akepenin sloganlarını çalarım, gidemediği güneydoğuya gider düğünlerde ekstraya çıkarım, Ne iş olsa yaparım, afişimi bile hazırladım, nolur uzatın bi kürek” dedi. Azınlık heyecanlı, cehepe binasının etrafını çöp kamyonlarıyla sarsalar da, david onları iki numarayla yok eder. Sonunda bu ülkede azınlıklarında yüzü gülecek.

Hepimiz Bekir Coşkun’uz


Hakkari’den yurda yasadışı yollarla girmeye çalışan 63 kaçak yakalandı. Kaçakların arasında, geçenlerde vatandaşlıktan çıkarılıp sınırdışı edilen Bekir Coşkun’da var. Arapvari giyimiyle yürekleri burkan bir görüntü çizen Bekir Coşkun; “Aslında arapları severim, onlarda beni sevdiler, gerçi biraz çok sevdiler ama olsun sonuçta din kardeşlerimiz değiller mi ?” diye konuştu.
Buradan bir nokta da sen koy kampanyası başlatıyoruz.
İlk noktayı ben koyuyorum. HEPİMİZ BEKİR COŞKUNUZ