Katil-Avukat-Sütçü

Ergenekon, her yere kon, safsata, dağ fare doğurdu kelime oyunlarıyla çeyrek acıklı, yarı komik, tam ibretlik bir sınavdan geçerken, ısrarla susup danıştay saldırısının Ergenekon Teröristleriyle bağlantısını bekledim hep…
Ne Cumhuriyet gazetesine atılan bombadaki Oktay Yıldırım ın sağ elinin parmak izleri, ne çekilen aile fotoğrafları ne de el bombalarının seri numaraları fünyeleri filan beni ikna edebilirdi… (İstanbul Emniyet Müdürlüğü Parmak İzi Laboratuar Büro Amirliği beni affetsin)
Gözümle göreceğim bir şey olmalı, olmalı ki Danıştay Üyesi nin cenazesinde Bakanlara “Katil” diye bağıran gerçek katillerin katliamı ortaya çıksın. Bu çoğunuzun vicdanlarında ıspatlanmış, tartışmaya bile gerek olmayan bir konudur belki.
Hayır, bu kadar kolay değil. Etrafımda AKP karşıtlığını Ergenekon taraftarlığıyla karıştıran dostlarım var ve bu dostlarım artık sakin olmamızı, insanların daha fazla birbirlerini suçlamamasını blav blav diye uzatan, özde herkes bir adım geri atsın mantığını taşıyan cümleler, cümlecikler kuruyorlar.
Danıştay cenazesinde “Katil” diye bağıranların bir adım geri attıklarını hatırlamıyorum, hatta ileri ve kaosa doğru koşar adım attıklarını hatırlıyorum. Vee katilin aslında cenazede olduğunu, kimbilir kıs kıs güldüğünü öğrendikten sonra sakin olup burada Yamaha R1 videolarını, Joue Pas au Malin tipi komik videoları koymamı beklemezsiniz herhalde.

Bugün Star ın Ergenekon iddianamesinde rastladığı bir belgeyi ibretle okuyorum ve sizlerle paylaşıyorum. Danıştay hükümlüsü Osman Yıldırım savcılara verdiği ifadesinde, Cumhuriyet gazetesina atılan el bombaları ve Danıştay saldırısında kullanılan silahı İstanbul’daki bir evde Muzaffer Tekin’in emriyle Rasim Görüm’ün Alparslan Arslan’a verdiğini söylemişti.
Kuvayi Milliye Derneği Teşkilat Başkanı Hüseyin Görüm, yeğeni olan Rasim Görüm’ü Süt Fabrikasını yönetmesi için vekil tayin ediyor, hem de Avukat Alparslan Arslan ın imzası ve kaşesi olan bir vekaletname ile. Belgeye dikkatlice bakın. Bu vekaleti, sevgili Kuvvacılarımız, ulusalcı milliyetçilerimiz; aylık 600 USD (Amerıkın dolars) karşılığı yapıyor. İşte bu birliktelik ve belge bana yetiyor, artıyorda…
Bye bye heppınız… 

Kalemim Var, Öyleyse Sokarım

Sorumsuz sorumlular mı deseydik bu yazının başlığına, yada 300 şehit sonra tek başına iktidar yürüyüşü.
Kandan beslenen mahluklar;
1.Vampir
2.Sülük
3.Kene
4.Uluköşeş

İlk üçünü bilirsiniz, duymuşsunuzdur, biz 4. yü anlatalım;
uluköşeş (ulusalcı köşe eşeği) diğerlerinden farklı olarak kana temas etmez, hatta kandan korkar, fakat orada bir yerlerde kan aktığını bilse coşar, saldırgan olur.
Bu günlerde fazlaca ortaya çıkmalarının sebebini hayvan ve mahlukat bilimciler, ülkeye hakim olan savaş, kin, ölme ve öldürme havası olarak açıklıyorlar. Öyleki en ufak bir imtiyaz kaybolma riskinde göreve çağırdıkları Ordu yu bile sorgular oldular.
Sorguladıkları Ordunun mevcut Hükümetle terörün üzerine gittiklerini bildikleri halde.
Yine bu yaratıklar toplumda öyle bir gerginlik yarattılar ki, insanlar kahvede eliyle iki çay istese linç edilecek hale geldiler. Yolda yürüyüş yapan insanlar arabalara “Dağılın laan, başka sokaktan gidin” dedirten bir ortam yarattılar.
Böyle bir mevzuda Hükümeti ve Orduyu kovalarcasına “O tezkere naylon, kullanamıyorsunuz, hadisenize ne duruyorsunuz” safsatalarıyla galeyana getirip zaiyatı arttıracaklarını düşünmüyorlar. pkk nın Türk Askerinin nereden ve ne zaman geleceğini amerikan uydu ve istihbaratından izlediğini bal gibi de bilen uluköşeşler, buna rağmen Hükümetin ve Ordunun kararlılığını cesaretini sorgulamaya başladılar.
Akşam bir maç oynanıyor, gol olunca gol değil “Şehitler Ölmez, Vatan Bölünmez” diye bağırıyoruz. Televizyonlarda Türk F16 ve Helikopterlerinden çekilmiş bombalama görüntüleri ve Pilotun “GEBEER Huhahaha” diye bağırmasını bekler olduk.
Sakin olun, sakin, sakin, nefes al, nefes ver, nefes al, nefes ver…
Yine de şahlanıyor aman

Bu köyde şerefsizlere kısaca şeref denir olmuş…

Kullanılmak bir kağıt mendil gibi, kullanılırken işe yarama hissini tatmak, sevmek “Aferin” i, tüm bunların sonunda devlet kuracağı ümidiyle yaşamak.

Biz devleti kurduk, 19 Mayıs, 23 Nisan, 30 Ağustos, 29 Ekim ve İl il kurtuluş günlerini kutlarız, İstanbulun Fethini kutlarız, Malazgirt i kutlarız, Preveze yi kutlarız, kutlarız, kurtlarız.
Sen devletini kurunca neyi kutluyacaksın. 5 Nisan kundakta bebek vurduk, 19 Mayıs ta İlkokul Öğretmeni katlettik, 25 Haziran köyün imamını öldürdük, gece respsiyonu; cemaatten 33 kişi öldürdük, 8 Ekim Doğudan Batıdan 13 Asker i, yüzyüze yemedi, pusu kurduk öldürdük…

Bayrağın haliyle kırmızı olur senin, akıttığın kana binaen, tam orta yerine rulo tuvalet kağıdı, kullanılmaya bu kadar müsait olduğun için, üç katlıdır yumuşaktır, iş gördüğü kıçı acıtmaz, tertemiz yapar, yıkamak bile istemez, mis gibi de kokar. Adamın aklına başka birşey getirir.

Elbette biter ve kullananın elinde kartondan bir silindir kalır. İşte o zaman göreceksin, kaldığın silindir halinle nereye atılacağını.

Pakette senden bir önceki tuvalet kağıdının sonunu seyretmişsindir. Boynu kırılacak kadar ipte sallanırken. Hatırlasana paketten ilk alındığı günü; sildiği kıçla el ele pozlar veriyordular tuvaletteki gizli kameraya, o limonluydu sen çileklisin ne farkeder, amaç kıç silmek, kullanılmak.

Çoğunuz T.C vatandaşıdır üstelik, adım gibi eminim yeşil kartlarınız bile vardır, Diyarbakır’da Diş Hastenesinde özelde bile olmayan lüks ve steril ortamda ağız bakımınızı yaptırıyorsunuzdur. Nitekim ağız bakımı, yaptığınız muamele açısından önemli, diş aralarında kalan dışkılar zamanla asit etkisiyle yara yapar, koku yapar.

Hala anlıyamadın, yalattıran kıç artık o ağızdan sıkılacak ve başkasına yalattıracak. Önceden yalattırdığını da ağzı kokar bir vaziyette kireçleyip gömecek.

Yok ben halimden memnunum, güzel güzel geçinip gidiyorum. Kıçını yaladığım da, arkadan vurduğum da bana bakıyor. Eğer kıç yalamazsam, hem yalamayı bıraktığım kıç beni beslemez, hem de hainlik yaptığım devlet, hainliği bırakayım diye bana yardım etmez diyorsan sende haklısın.

Kabahat, ismine çene yormamak için kısaca şeref diyenlerde, Halbuki senin adın şeddeli şerrefsiz…