Sorunlar çözülünce işlevsiz kalacak olanlar;

Her sistem de sorunlardan, problemlerden, kazalardan, kavgalardan geçinen insanlar vardır. Bir ülkede hiç kaza olmazsa hastaneler, doktorlar, eczaneler, kaportacılar, sigorta şirketleri vs… kurumlar işlevsiz kalabilirler. Listeyi itfaiye, polis, savcı, hakim, avukat gibi uzatabiliriz. Fakat ülkede böyle sorunlar yok denecek kadar azalsa bile, yine de bu işlerden ekmek kazanan insanların, orada bir yerde en azından nöbetçi edasıyla olmaları gerektiğini biliyoruz. Peki bu nöbetlere hangi konular dahil değildir;
En gündem de olanı, Alevilerin sorunlarından geçinen Alevi Örgütleri, bu sorunların suistimali ile kemikleşmiş bir oy alan siyasi partiler,(nasıl ki başörtü sorunu çözülmedikçe oyu artan, mağdur bir partimiz var) ve tabi ki embesil köşe yazarları.
Köşesinde;
Aleviler; yobaz değildir.
Aleviler; ozanları-şairleri yakmazlar, edebiyatçıları kovmazlar, aydınları vurmazlar.
Aleviler; kendi çıkarları için, hangi iktidar gelse ona yanaşıp yalakalık yapmazlar.
Diye yazarak; sakın haa! Eğer İktidar partisiyle bir araya gelip sorunlarını çözme gayretine girersen, yüzyıllarca verdiğin acite muhabbetli davanda gedik verirsin. Eğer ki barış olursa, cemevlerinde çocuklarınızı hangi haksızlıklara maruz kaldığınızı anlatarak nefret tohumlarını ekeceksiniz ? Onlarca örgüt, kuruluş, kitaplar, dergiler, siyasal oluşumlar göt gibi ortada kalır, mazallah !
İlk bakışta iyilik gibi gözüken, ama derinden kin, nefret tohumlarını tetikleyecek olan bu yazıya ilk Alevi vatandaşların tepki göstermesi gerekir.
“Yargının Cemevleri İbadethane olamaz” kararına rağmen, bir formul bulmaya çalışacağız diyen İktidara, Alevilerin elini uzatıp, akabinde bekle gör diyerek yardım etmeleri gerekir. Aksi bir durumda İktidarın yalanı er yada geç ortaya çıkacak, Alevi örgütlerin kitaplarında, dergilerinde yeni mağduriyet malzemeleri çıkacak, Dedelerin torunlarına anlatacağı yeni hikayeleri olacaktır.
Bu fırsat rafa kalkmadan iktidarın yakasına yapışıp sorunlarınızı çözün derim.
Siz beş isteyin onlar iki versin, sonuç artı iki olur. Hangi iktidar sorunlarınızı bu kadar gündeme aldı. (oy verdikleriniz dahil)
Gelin, Embesillere kulaklarınızı tıkayın, en azından sorunların tartışıldığı platformlarda yer alın, öyleki iktidarın buradan “Bakın, biz çözmeye çalıştık ama onlar gelmedi” diyerek kendine dolaylı menfaat sağlamasına izin vermeyin.
Hz. İbrahim’e su taşıyan karınca gibi olun;
-Gidemesem de yolunda ölürüm ya! deyin !

Bir dost…

Nazım Hikmet Yaşasaydı…

nazim_hikmet.jpgMapus, hapis kalmak dört duvar arasında
Ama memleketimde olduğumu bilmek

Sevgiden uzak bir gençlik dışarıda
Özgürlüğün yürekte olduğunu görmek

Ölüm, yaşamdan daha yakın aslında
Mesele korkmamayı öğrenmek

Korkum hesaptan mı, cezadan mı acaba ?
Korkum ne hesaptan ne de cezadan

Korkum beni sevenden, sonradan sevenden
Beni hamasetine alet edenden

Korkum o zaman olamamak, bağıramamak
Bırak yakamı ey memleket düşmanı

Kendine yeni sıfatlar beğenip çıkma pazara
Sırtımda ulusalcı sıfatıyla gezme

Maneviyatı boşaltılmış milliyetçilik dile uzun mu gelir ?
Ulusalcı, daha masum, daha mı ortaktır paydası ?

Beni severek halk düşmanlığı yapma
Üzgünüm, mutsuzum, lütfen beni sevme !

Blog, günlük, veresiye defteri, hatıra defteri;

11.gifBugün bu kareasın aralarındaki farkları, ortak yönleri , faydalarını, zararlarını inceleyelim.
Hatıra defterinden başlayalım derim, bir an önce yazacaklarımı yazıp onunla ilgili kötü anılarımdan kurtulmalıyım.
Evet; malesef bende her Türk genci gibi asker ocağında tanıştım. iğğğ demeyin, yeminle satın almadım, yazdırmadım, ama yazdım, evet yazdım.
-Abey, şafak 13, hatıra defterime yazar mısın ?
-Yok kardeş ben yazmiim.
-Nooldu zoruna getti demi, şafağın çok diye.
-Ağzına ..çım, ver şu lanet defteri, yazayım
-Hehe sagol abey, kalem veriim mi ?
-Hee ver

Sevgili Osman,
Bana kalbin kadar temiz bu sayfayı ayırdığın için çok teşekkür ederim,
Seninle ilgili güzel şeyler yazmak isiyorum, bana biraz zaman ver, düşüneyim…
.
.
.
.
ı ıh olmuyor osman, aklıma gelmiyor, motor gibi horlaman geliyor aklıma, çık diyorum aradan, bu sefer ranzada asılı çorapların gözümün önüne geliyor, niye yıkamıyon lan ayaklarını dediğim de “valla yıkadım” diye, yalan yere ettiğin yeminler geliyor, nöbete kaldırmak için gelen askerlerin seni uyandırmaya çalışırken bütün koğuşu uyandırması geliyor, yemekhanede öne geçmek için yaptığın cambazlıklar geliyor aklıma…
Sana sivil hayatında başarılar, mümkünse cep telefonundan numaramı sil, hem o numara benim değil, emekli bir polisin, İstanbul’a göç ederseniz görüşmeyelim, ben zaten yurtdışına gidiyorum tamam mı canım? heh sayfada bitti zaten… tüh maniye yer kalmadı sepet sepet yum…

Yazdığım ilk hatıra buna benzer bir şey oldu. Çocuk defteri aldı, arkadaşlarıyla okudu. Sonra biraz sessizlik. Ohh dedim içimden, çaktım ya, üzüldü, gelmez artık kimse… dememe kalmadı koğuşta bir kahkaha, herkes dolabına koşuyor, defterini alan bana geliyor…
-Abi bana da yaz, abi bana da yaz…
Mahalle karılarının sütçüye bağırması gibi;
-Ocakta yemeğim var, önce bana koy, önce bana koy
Allah belanı vermesin osman…

Veresiye defteri;
Akılda kalmak için iyi bir yer değil, hem artık hükmünü kaybediyor, yerini kredi kartı ekstreleri alıyor, o da çok hoş olmayan anılar içeriyor, çok kurcalamayalım, dalga geçilecek bir mevzu değil.

Sevgili günlük;
Vallahi bir ara denemem oldu, fakat biri bulur okur diye sürekli kasarak yazmaya başladım, kelimeler dikkatli seçiliyor, oldu ya erken göçersek gazetelere çıkacak.
“Ölen gencin günlüğünde ki son yazısı -Penthausenin eski tadı yok arkadaş…”
Yaşarken fıkralarda ..ttir çektiğin sol omuzunda ki melek; -Nasısın canım hehe, penthause, ne iş? diyebilir. O da olmadı hayatımda, kısa sürdü, anlaşamadık, şiddetle geçinemedik, samanyolunda ki boşanmak istemiyorum dizisi fayda etmedi ilişkimize. Geçiniz…

Blog;
Ömer Enis girdi kanıma, er meydanı dedi, anlat bakalım cemaate hangi taraftan estiğini. (şerre…) wordpress le girdik, ilk başlarda diloşun fotoğrafları ve fotoşop çalışmalarımı sergilerim dedim. Baktım yavuzselim de yazıyor. Yazacaz artık.
Yavaş yavaş bazı şeylere kızdıkça eminimsi oluşmaya başladı, sevenleri ve çok sevenleri ile çakmaya başladı köşe yazarlarına. Sövenler, sevenler kavga gürültü gidiyor. Bakalım soğurmuyuz yoksa daha dalaylama atlarmıyız derinlere, nasip diyelim…

Posted in blog. 2 Comments »

Güzel Paylaşımlar…

Geçen hafta, bir alışveriş merkezinde diloş hanımefendisine ayakkabı bakıyoruz, iki çeşit olsa birini beğenip çıkacağız ama nerdee, onlarca çeşit beğenemiyoruz haliyle. Ben sıkılırım böyle işlerden, haliyle oturdum bir koltuğa, seçim sonuçlarını bekliyorum, mağaza da güzel müzikler çalıyor derken birden Roussos çıkıyor.

Bu kadar mı güzel başlar bir şarkı, alışveriş eziyetinin acıları hafifliyor birden, kürek cezasına mola verilmiş, bir bardak su içme izni çıkmış sanki,  keyifle suyu yudumluyorum, sanki köle değilim, içtiğim de su değil…

Topumuz Toplum…

gobeksov.gifBir insan düşünün. Kendini küfürle ifade edebilen, çok ta iyi küfreden. Ettiği küfürleri savunurken dahi sinir krizleri geçirip, her an küfredecekmiş hissi veren hakaretlerinin aslında eleştiri olduğunu, hatta bunun babanın çocuğunu, annenin babayı, çocuğun annesini-babasını eleştirmesi gibi olduğunu iddia eden, ettiği küfürlere kızan muadillerine “Halk dalkavukları” diyen biri;
Tabi ki Bekir Coşkun…

Bugün yine “Halka rağmen halk içincilik” yapmış köşesinde;
Daha yazısının başlığında kendini frenlemiş “Topumuz Toplum”!!!
O başlığı atarken aslın da başka neler düşündüğünü tahmin edebiliyoruz.
Yazı yazdığı gazetenin konumu ve tirajı gereği bazı kelimeleri sakınsa da limitinin sonlarını zorladığı, hatta denge gözeterek yer yer aştığı aşikar.
Tabi ki baba oğlunu eleştirecek, hatta çok kızacak, belki şamarı basacak. Fakat Bekir Coşkun’un bu teşbihi, eşeğin kulağına suyu kaçırmıştır. Çünkü bu teşbihte baba oğlunu eleştirmekle, kızmakla, şamarı basmakla bırakmıyor, annesini de, kızkardeşini de, evdeki ninesini, dedesini de dövüyor, sövüyor. Akşam eve alkollü geliyor, bazen sinirle çocuğunun üzerinde izmarit söndürüyor, işkence ediyor. Mahalleli “Ne yapıyorsun ?” diye çıkışınca “Arka çıkmayın çocuğa, şımartıyorsunuz” diyor.

İşte Bekir Coşkun böyle anlık gidip gelmeleri olan, ilginç bir ruh haliyle orada bir yerde, çeşit olsun diye elde tutulan, şerbeti dökülmemiş,gofret gibi yenen cevizli baklava, bir çeşit salata malzemesi, öğünlük, aparatif bir keyif… Yani yesende oluyor yemesen de…

Kral Koala Federasyonu

haluk_ulusoy.jpgBir varmış bir yokmuş hep varmıış,
Ormanififa diyarında küçük bir orman ve bu ormanın liderliğini uzunca bir süredir yapan koala haluk yaşarmış. Koala haluk, yenen her çeşit halta, yapılan türlü eyyamcılığa, hakkında 20 (yazıyla yirmi)  küsür davaya (bunların arasında, başka ormanlara yapılan piknik ziyaretlerinin masraflarına, kaola akrabalarının masraflarını eklemek te var) ve bütün bu yanlışlardan sonra yapılan istifa çağrılarına rağmen yapıştığı tff ağacını bırakmazmış.
Orman nüfusunun yarısıyla işbaşına gelen siyasi güç dahi, dünyaya rezil olacağız bahanesi ile kaola haluk a müdahele etmezmiş. Gel zaman git zaman buldukları güzel bir formülle, çıkarılan yeni yasaya bir ay içerisinde yönetimini genel kurula çağırma şartı ekleyerek kaola haluk u sıkıştırdıklarını düşünmüşler.
Koala haluk ağlamış sızlamış, ormanlar kralı blatter in kendisine mektup yazdığını “yumul ağaca biz senin tam arkandayız” dediğini millete anlatmaya çalışmış. Fakat aynı blatterin, çıkarılan yasaya istediğimizden bile daha iyi oldu dediğini duymamazlıktan gelirmiş.
Arkadaşlar, masalın devamı aşşağı yukarı belli, aslında bu yazıyı yazmaya bile gerek yoktu,
Nitekim Haluk Ulusoy un ne yapıp edip orada kalacağını tahmin edebiliyoruz.
Haluk Ulusoy la ilgili anlatılan bir masal da “Bir varmış bir yokmuş” diyebilecek miyiz acaba ?

Terbiyesizler, vahşiler ;)

ahmet_hakan.jpgYılbaşı akşamı, tedbili(!) kıyafetle tv5 in düzenlediği alternatif geceye katılan ahmet hakan coşkun, abdi ipekçi’de kollarında görevli yazan zorbalar tarafından yakalandı.

O kadar da güzel makyaj yapıp kör ve yaşlı bir kadın kılığına giren coşkun, yine de yakalanmaktan kurtulamadı.

Abdi İpekçi’den bilinmeyen (muhtemelen kaçak bir kuran kursu) bir yere götürülen coşkun, burada insanlık dışı muameleye tabi tutuldu. yaptıkları iş marifetmiş gibi bir de çektikleri fotorafları basına dağıtan dinci-zorbaları kınıyor, DGC (dönme gazeteciler cemiyeti) ni göreve çağırıyoruz.

Bu arada bizim yayınladığımız fotoğraf, elimizde ki fotoğrafların arasında en masum olanı, daha ne fotolar var öff !!!

Yüzyılın Şarkısı

Bir çok dergi, gazete vs… kurum yüzyılın şarkılarını seçti. Kimse bana sormadı :) İşte yüzyılın ilk üçü

1. Men at work: Land down under
2. Sting: Shape Of My Hearth
3. Madonna: Power Of Goodbye

Mugamingo nun Tarihi (Bölüm.1 - Darbe mi Geliyor)

bayrak.jpgMugamingo denilen muzlarıyla ünlü bir yarımadanın en güzel yerlerinden 70 nüfüslü köyünde, 14 nüfuslu küçük bir toplulukçuk varmış. Bu toplulukçuk Mugamingo nun en güzel, en havadar, en yüksek tepelerinde oturur, neyi kimi isterlerse yaparlarmış. Öyleki bu yapışları Mugamingo nun kurucusu Matavadı Kürek Akangüs’ün adından yola çıkarak yarattıkları(ki bundan Akangüs’ün haberi yok) Kürekizm inanışı altında gerçekleştiriyorlarmış. Diğer-öteki-zenci Mugamingolular “Yahu bizde muz yok, bari anans aldıralım” deyince, Kürekizmin yılmaz savunucusu 14 kişicik “olmaz ananas aldıracaksak biz aldırırız yoksa Kürekizm elden gider” diyorlarmış.
Mugamingo nun kuruluşundan itibaren ne zaman diğer-öteki-zenci Mugamingolular, biraz itibar, imtiyaz, öncelik kazansalar, Kürekizm inanışına mensup sapık Mugamingo lular, ellerinde kürek, kazma, balta ne bulurlarsa diğer-öteki-zenci Mugamingolulara saldırıyorlarmış. Hatta diğer-öteki-zenci Mugamingoluların önde gelenlerinden bazılarını asmışlar bile.
Gel zaman git zaman diğer-öteki-zenci Mugamingolular uyanmış, noluyoya demişler. Başlarında Raken Tongos Ebasayi denen bir adamla yola çıkmışlar. Ebasayi daha öncede köyde ufak tefek işler yapmış, hatta iyi işler yapmış. İyi işler yaptığı ve diğer-öteki-zenci Mugamingoluları uykularından uyandırmaya kalktığı için hapis bile yatmış.
R.T.Ebasayi bi basmış, köyün diğer-öteki-zenci Mugamingoluların büyük bir kısmını ikna ederek Muz Toplayıcılar seçiminde kendine taraftar yapmış. Hemen iki sene sonra Muz Kabuklarını toplama seçiminde de kendine daha fazla taraftar yapmış. Bazı sapık Kürekizm yanlıları bile “Ben oyumu Kürekizme vereceğim ama gönlüm Ebasayi’nin kazanmasın da” demişler.
Bir süre sonra Mugamingonun en yüksek tepesi Çungasa ya kim çıkacak seçimi yapılacakmış.
Çungasa yazları serin, hoş, kışları sıcak,yumuşak bir yermiş. Kürekizm yanlısı 14 kişicik buraya hep kendilerinin oturduğunu bundan sonrada kendilerinin oturması gerektiğini aksi taktirde ellerinde ki baltaları kullanacaklarını söylüyorlarmış. Hatta Baltalı güçler gece vakti köydeki duyuru tahtasına “Kürekizm elden giderse gerekeni yaparız” diye yazı yazmışlar.
Ve yine Çungasa seçiminden hemen önce köyün azınlıkçıklarından olmasına rağmen önemli yerlerinden birinde oturan Antoras Mankerosa mensupları, Çungasa seçiminin her zaman ki gibi yapılamayacağını, çünkü köyde su akmadığını, banyo yapamadıkları için koktuklarını bahane etmişler.
R.T.Ebasayi ve arkadaşları kısa zamanda yüksek tepelerden birinde akan suyu köye getirip bütün evlere bağlamışlar. Ama yine de sapık Kürekizm ciler yıkanmamakta ısrar ediyorlarmış, Hatta bazı diğer-öteki-zenci Mugamingolulardan bile yıkanmayanlar, ben banyoya girmem diyenler olmuş.
Bunun üzerine Ebasayi, gelin köylülere soralım demiş. Sapık Kürekizmciler Köylülerden korktukları için bazı diğer-öteki-zenci Mugamingoluları yanlarına çekmeye çalışmışlar.
Köylüler öyle bir cevap vermişler ki; banyoya girmeyen diğer-öteki-zenci Mugamingoluları foseptik çukurlara, Sapık Kürekizmcileri de inlerine geri göndermişler.
Ellerine tahtadan duyuru köşesi verilen bazı Sapık Kürekizmciler biz nerede yanlış yaptık derken, bazılarıda diğer-öteki-zenci Mugamingoluların göbeklerini kaşıyan testi kafalı pijamalı köylüler olduğunu söyleyerek hakaret etmişler.
Artık Çungasa tepesinde diğer-öteki-zenci Mugamingolulardan Anturgas Güz ikamet etmekteymiş.
Bunu da içine sindiremeyen Sapık Kürekizmciler bu sefer “Anturgas Güz ün hanımının boyu uzun, Mugamingo nun önemli yerlerine boyu uzunlar giremez” demişler.
Bu paranoya hali gittikçe artan bazı kolları uzun beyni küçük sapık kürekizmciler kendini acındırmak için ilginç yöntemlere başvurmuşlar.
Bir tanesi “Köyün okuluna boyu uzunlar girerse, kısaları kovarlar” demiş, daha önce kısaların uzunları kovduklarını unutarak.
Ve yine elinde tahtadan köşesi olan sapık Kürekizmcilerden bir tanesi şöyle yazmış odundan köşesinde…

Yapma Ahmet, Din Kardeşiyiz

ahconu.jpg

Ahmet Hakan’ın şok fotoğrafları;

Mansur Forutan, basınımızın kendi tabiriyle karşı yakaya geçen yazarlarından Ahmet Hakan Coşkun’un penceresinde tişörtlü ve şortlu bir vaziyette Pelin Batu hanım efendisini görünce  bizi aradı. Bizde Emrah kod adlı gönüllü muhabirimizi olay mahalline gönderdik. Eve misafir edermisiniz ısrarlarımızı 80 lerden kalma civciv sarısı bornozuyla “Hayır edemem, müsait değilim, başka zaman” diyerek reddeden Ahmet Hakan kapıyı yüzümüze kapattı. Bizde mahallede küçük bir araştırma yaptık. CD ci Kamil isimli korsan CD satan bir vatandaşımız Ahmet Hakan’ın elindeki poşette Fruko Gazoz olduğunu, kendisinden de bir CD aldığını söyledi. Aldığı CD den bizde aldık. Buyrun sizde dinleyin.[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=cgEAM3qVw3g&mode=related&search=]